Sorunlar, kapitalist üretim tarzı ve onu yöneten burjuva sınıfı için yalnızca çoğalıyor. Sermaye kendi üretim tarzının süreçlerini uluslararası düzeyde rekabetçi kılmak için mücadele etmesine rağmen, dünyadaki yoksul nüfus artarken kâr oranları da her yerde düşme eğiliminde. İnsanlığın yarısının en temel ihtiyaçları dahi karşılanmazken, hâkim tekelci şirketlerdeki muazzam sermaye yoğunlaşması, onları büyük miktarlarda seri mal üretmeye zorlar. Özellikle güvencesiz işlerden başka bir şey bulamayanlar için ücretler, işsizler için ise hayırsever yardımlar, hayali bir "gelirin” tek kaynağıdır... Aynı teknoloji güdümlü üretkenlik artışlarının yanında, sermaye her yerde düşük maliyette bol üretim yapmaya çabalarken işçilerin ücretlerine ayrılan pay kaçınılmaz olarak düşüyor (bu aynı zamanda nasyonal sosyalizmin programlarını bir araya getiren ortak tezdir!)

Bunun nedeni yeterli kâr elde edilemedikçe, -burjuva sağının da solunun da böbürlendiği- “ticari rekabetin”, tek tek ülke burjuvazilerinin ya da emperyalist merkezlerin hem mevcut hem gelecekteki çıkarlarını tehdit eden bir durumdan kaçmak için sıkı sıkıya tutundukları tek yol olan askeri çatışma formuna dönüşerek daha da gaddarlaşmasıdır. Ve şimdi bölgesel savaşların yoğunlaştığı bir aşamadayız ki bu da geniş çapta bir çatışma amacı için karşıt emperyalist blokların oluşumunu takip eden kısa vadeli stratejik anlaşmaların olduğu bir aşamadır. Bu, uluslararası pazarlarda satılmak üzere malların taşınmasını sürdürmek için gerekli olan hammadde akışının(enerji dahil) kontrolü için kaçınılmaz olarak ortaya çıkan bir çatışmadır.

Yalnızca emperyalist olabilen bir kapitalizm için kaçınılmaz bir hesaplaşma yaklaşıyor. Sermayenin gezegenin en mirastan yoksun kitlelerine yönelik gaddar saldırılarını, bu kaçınılmaz toplumsal barbarlık koşulunun gerçek nedenlerinin yalnızca devrimci bir şekilde yıkılması engelleyebilir.

Bu "küresel" bağlamda, emperyalist manevraların ve dünya kapitalist egemenliğinin çıkarlarının dışında olduğunu iddia edebilecek ulusal mücadelelere "özgürleştirici tarihsel içerik" atfetmek ölümcül bir yanılsama olacaktır. Finansal sermayenin gelişimi ve işgücü sömürüsünün yoğunlaşmasının yanında bağımsızlık, özerklik ve kendi kaderini tayin çatışmaları gibi kavramlar(ve fırlatılan füzeler…) gezegenin her köşesinde kendini gösteriyor. Sermayenin savaş mantığını yaydığı bu ıstıraplı tarihsel evre, yalnızca kapitalizmin hayatta kalmak için sahip olduğu tek aracının uygulanmasıdır: artı değeri yağmalamak ve parazitik rant biriktirmek. Düzmece bahaneler altında, proletaryayı bu hedeflere sempati duymaya çağırmak, her proletaryanın kendi kapitalizmine ve egemen sınıfına karşı sınıf mücadelesinin gerçek temellerini baltalamak anlamına gelir.

Devrimci güçlerin otonom ve aktif varlığı ve onları –uluslararası- düzeyde temsil eden ve yönlendiren bir siyasi örgüt olmadan anti-emperyalist mücadele olamaz. Komünistler hiçbir durumda ulusal egemen sınıfın kendi iktidarının temellerini sağlamlaştırmasına yardım etmemelidir, yalnızca proleter ve yarı-proleter kitleler arasında en üst düzeyde netlik için çabalamalıdırlar, böylece bu kitlelerin kendi sömürülmelerinin politik ve ekonomik ayaklarını sağlamlaştırmak ve kendilerini sermayeye bağlayan zincirleri güçlendirmek için sürüklenip gitmelerine izin vermezler.

Komünistlerin görevi, ellerindeki tüm araçlarla, ulusal egemen sınıfın ve uluslararası tekellerin çıkarları ile sömürülen kitlelerin çıkarları arasındaki ayrımı belirginleştirmektir. Tamamıyla emperyalist sistemin ürünü olan haklı veya haksız savaşlar ya da savunma veya saldırı savaşları gibi her türlü ayrımı reddederek ve bütün sisteme karşı devrimci bozgunculukla ajitasyon yaparak sömürüye ve savaşa tam bir karşıtlıkla proletarya devriminin programatik çizgisini açıkça belirtmemiz gerekiyor. “En az kötü”, “daha ​​az kötü” taktiğine, şu ya da bu emperyalistler arası hareketin kurnaz yorumlarına yönelik her ayrım ve teslimiyet, sınıf düşmanı karşısında geri çekilmek anlamına gelir. Savaşlar… hangi kılığa girerse girsin emperyalizmi “rahatsız etmez”: savaş, kapitalist gelişmenin tarihsel sonucudur. Emperyalizmin manevraları (siyasi, ekonomik ve finansal), dini olanlar da dahil olmak üzere en gerici burjuva ideolojilerinin sonucuyla eziyet çeken proletaryanın kanıyla lekelenmiştir.

Kendi adımıza, bugün komünist olmanın, kendini, komünist devrimci programa ve güvenli bir siyasi rehberin, sağlam bir referans noktası ve proleter mücadelelerin koordinasyonunun oluşturulması için adamak ve bu program için sıkı bir şekilde mücadele etmek anlamına geldiğini tekrarlıyoruz. Partisi olmadan proletarya, sermayenin manevralarının ve onun birçok aptal hizmetkarının insafına kalır. Ve hepsinden önemlisi, savaşın sınıfsal doğasını göz ardı ederek, kapitalizmin egemenliği altında barış olasılığını uman tamamıyla idealist “trend”, bu pasifizmi izleyerek savaşı durduramayacak. Bunun yerine, yanlış veya yanıltıcı beklentilerin üstesinden gelmeliyiz; komünizmin enternasyonalist propagandasının en geniş dolaşıma ulaşması için çabalarımıza dahil olun. Eleştirilerimiz ve politik konumlarımız, “muhalefet” rolünü yanlış bir şekilde üstlenen çok ama çok fazla grubun teorik ve politik kafa karışıklığı karşısında proletaryanın içinde bulunduğu gerçekliğin karmaşık olaylarına dair proletaryanın en bilinçli kesimine doğru yanıtları sunar.

Ve kapitalizmin barbarlığına son verebilecek tek gücün proletarya olduğunu asla unutmamalıyız.

-- D.C. _

Perşembe, 30 Eylül 2021