Rusya'nın Ukrayna'yı işgaliyle dünya biz işçi sınıfı için daha da tehlikeli bir yer haline geldi. Kapitalizmin krizi, hali hazırda hepimizin hayatını zorlaştırmışken şimdi de insanlığı daha büyük bir savaşa sürükleyebileceği tehditiyle karşı karşıyayız. Bir taraftan Rusya, Ukrayna'dan nazileri temizleme bahanesiyle kaybettiği toprakları geri almaya çalışırken; diğer taraftan NATO, Rusya'ya karşı elini güçlendirmek için Ukrayna'yı piyon olarak kullanıyor. Bu savaş, emperyalistlerin kâr için, işçi sınıfına karşı başlattığı bir savaştır. Savaşın yıkıcı sonuçları sadece işçi sınıfını etkilerken, bizden taraf tutmamızı bekliyorlar. Bizimse cevabımız hazır: Ne NATO ne de Rusya! Bu savaş, daha büyük bir savaşa işaret ediyor. Hali hazırda 3. Dünya Savaşı tehditlerini savurdular. Ancak bunlar tehdit olarak kalmayacaktır, çünkü savaşın yayılması kapitalist sistemin bir sonucudur. Ve bu sonuca hiç olmadığımız kadar yakınız.
Kapitalizm, yıllar boyunca krizine çeşitli çözümler bulmaya çalışmıştır: sömürüyü artırmak (ücretlerin azaltılması, çalışma saatlerinin artması) ve savaşlar (sermayenin devalüasyonu ve ardından yeniden bir inşa dönemi) bunlardan bazılarıdır. Bu çözümler kapitalizmin devamına imkan verseler de krizi sadece daha da derinleştiriyor ve yükünü işçi sınıfının sırtına yüklüyor. Bugün 60’ın üzerinde yerel savaş var ve savaşların daha geniş bir şekilde yayılmasının önüne geçmenin tek yolu kapitalizmin yıkılmasıdır. Savaşların sebebi kötü kapitalist liderler değil, kapitalizmin kendisidir. Krize başka bir çözüm kalmayınca daha genelleşmiş bir savaş, sistemin devam etmesi için kaçınılmaz olacaktır. Bunu ise sadece enternasyonal olarak örgütlenmiş bir işçi sınıfı engelleyebilir.
Savaş, bizim için ya ölüm ya da daha fazla sömürü! Kapitalistlerin dünyanın birçok yerinde çıkardığı savaşlar, proleterleri ya öldürdü ya da diğer emperyalist ülkelerin ucuz işgücü haline getirdi. Türkiye'de hali hazırda ucuz işgücü olarak kullanılan Suriyeli ve Afgan proleterler, bir yandan da ırkçılığa maruz kalıyor, bulundukları yerlerde ırkçı saldırılarla hayatlarına kastediliyor. Bizden ise tüm bu savaşların sorumlusu kapitalizmin kendisi değilmiş gibi, taraf tutmamız bekleniyor, onlar kendi kârlarını artırsınlar diye yaşamlarımızı feda edelim istiyorlar. Hayır! Kapitalizm bizlere yalnızca daha fazla yıkım ve sefalet getiriyor. Kapitalist sistem doğayı mahvederek insanlığı iklim kriziyle karşı karşıya getirmişken şimdi de nükleer silahlarını ortaya koyuyorlar. Ve bu savaş, gezegenimiz için iklim krizinden daha yakın bir tehdit.
İnsanlığı barbarlığa sürükleyen sistem bizden "demokrasi" yalanına inanmamızı bekliyor. Avrupa medyası, Zelenski'den bir “demokrasi kahramanı” yarattı. Aynı “kahraman” ülkesindeki neo-nazilere ve sokak ortalarında meydana gelen işkencelere müsamaha gösteriyor. Ve yine aynı kahraman 18 ile 60 yaş arasındaki erkek vatandaşların ülkeyi terk etmesini yasakladı. Tam kapitalistlere yaraşır bir ikiyüzlülük! Onların savaşlarının bedelini proleterler ödüyor. Tüm bunlar olurken, Rus destekçisi "komünist" partiler ve sözde "bağımsız" sendikalar, Putin'in bahanelerini papağan gibi tekrarlayarak emperyalist savaşa destek veriyorlar. Böylece sermayenin sol kanadı olma görevlerini eksiksiz yerine getiriyorlar!
Onlar kendi çıkarları için hunharca savaş istiyorlar! Öte yandan, İran'da grev yapan işçiler savaşa karşı bildiriler yayınlıyorlar. İtalya'daki havalimanı işçileri savaşa karşı protesto düzenlediler ve Ukrayna'ya "insanlık yardımı" adı altında gönderilen silahları taşımayı reddettiler. Ancak yine de, basitçe savaşa karşı olmak yeterli değil. Kapitalizm, daha önceki krizlerini türlü hilelerle aşsa da genelleşmiş bir savaş seçeneği ile tekrar karşı karşıya kalma noktasına gelmiştir. Bir birikim döngüsünün sonuna yaklaştık. Eğer krize bir başka çözüm bulamazlarsa, savaş ellerindeki tek çare. Savaş kapitalist sistemin doğal bir sonucu olduğundan, kapitalizmin devam eden varlığı hepimizi yalnızca barbarlığa sürükleyecektir. Bu yüzden, savaşa karşı olmak gibi pasifist bir hareket yerine, her ülkenin işçi sınıfının bu savaşı sınıf savaşına dönüştürerek, kapitalizmi tamamen ortadan kaldırmayı ve yerine paranın, özel mülkiyetin ve iş bölümünün olmadığı sınıfsız bir toplum inşa etmeyi hedeflemesi gerekli. Yine, Türkiye'de de işçiler, grevleri sosyalizmin okullarına dönüştürmeli ve savaş karşıtı pozisyon almalı, İtalya örneği gibi savaşa verilen desteğe karşı çıkarak emperyalistlerin tekerine çomak sokmak zorundadır.
Uzun süredir, krizlerine bir çözüm bulamayan kapitalizm hali hazırda milliyetçilik kartını oynuyordu. Savaşın yayılmasıyla milliyetçilik, sınıfı bölme aracı olarak daha da sık önümüze sunulacak. Tam bu noktada, sınıfımızı mutlaka üstesinden gelmemiz gereken bir tercih bekliyor: Ulus mu sınıf mı? Marx’ın Komünist Manifesto’da belirttiği gibi, işçilerin vatanı yoktur. Bundan yola çıkarak, dünyanın her yerine dağılmış işçiler olarak, çıkarlarımızın ortak olduğunu kabul edip, bu sistemi yıkmalıyız. İşçi sınıfının vatanı yoktur, ancak örgütlenme gücü vardır. Bu sistemi alt edecek olan da sınıfımızın gücüdür. Savaşın kurbanları olmayı reddederek enternasyonal mücadeleyi genişletmeli ve bize sefalet sunan kapitalizmin oyununu bozmalıyız.
No War but the Class War (Savaşmaya Değer Tek Savaş Sınıf Savaşı) Ukrayna’daki savaşa ve daha büyük savaşların yaklaşması tehditine karşı bizim cevabımızdır. Amacımız işçi sınıfına ve onun mevcut mücadelelerine enternasyonalist mesajı iletmek. Biz, devrimciler, bu savaşta herhangi bir tarafı seçmeyeceğiz, demokrasi yalanlarını tekrarlamayacağız. Bu savaşa karşılık olarak, işçi sınıfının çıkarlarını savunacak ve enternasyonalist mesajı yaymak için mücadele edeceğiz. Kapitalist krize, onun sonucu olan savaşlara ve sefalete karşı sınıf mücadelesi ile karşılık vereceğiz. Birlikte mücadele etmek için bizimle iletişime geçin. Çok geç olmadan- kurtarmamız gereken bir dünya var.
-- NWBCW Türkiye
