En başından beri Ukrayna'daki savaşın sıradan bir savaş olmayacağı açıktı. Bu savaş daha şimdiden, tüm modern emperyalist savaşlarda olduğu gibi, üniformalı olsun ya da olmasın, asıl kurbanların bir bütün olarak işçi sınıfı olacağı çok daha geniş bir küresel çatışmaya giden yolun ilk adımıdır. Ukrayna'da her iki tarafın da askeri kayıpları (yani ölü ve yaralılar) yarım milyonu çoktan aşmışken, ölen Ukraynalı sivillerin sayısı 10.000 civarındadır. Yüzbinlerce kişi de askerlik yapmamak için kaçmış ya da mülteci durumuna düşmüştür.
Ukrayna'da iki yıldır süren acımasız savaş, Gazze'de beş aydır devam eden sistematik yıkımın gölgesinde kaldı. Hamas'ın 7 Ekim'de İsrail'de 1.200 kişiyi acımasızca katletmesi, Gazze Şeridi'nin neredeyse tamamının halı bombardımanına tutulmasına yol açtı. Şu anda 23.000'den fazla insan (%45'i çocuk) ölmüş durumda. Oxfam'a göre bu, yakın tarihin en kanlı çatışması (Suriye'de günde 100'den az olan ölü sayısına kıyasla günde 250 ölü). Savaş, burada da durmayacak. Her iki savaşın ortak özelliği, iki tarafın da uzlaşamadığı on yıllardır süren anlaşmazlıkların ürünü olmaları. Bu savaşlar ancak düşmanın tamamen yenilgiye uğratılmasıyla sona erer. Bu başarılamazsa, diğer seçenek sona ermemesi olur. Yalnızca, büyük ölçüde ekonomik tükenme nedeniyle, bir süre sonra yeniden alevlenmek kaydıyla duraklarlar.
== Genişleyen Savaş Çökmekte Olan Bir Sistemin Ürünüdür
Her tarafta ayrım gözetmeksizin yaşanan bu vahşet ve şiddet, derin bir kriz içinde olan küresel kapitalist sistemin ürünüdür. Altmış yıldır düşen büyüme oranlarından sonra (yetmişli yılların başında savaş sonrası patlamanın çöküşünden sonra daha da hızlı bir şekilde düştü) yöneticilerimizin sistemi canlı tutmak için kullandıkları yöntemler tükenmiş görünüyor. Son kırk yıl boyunca dünya işçi sınıfının sömürülmesini hızlandırdılar. Yüksek değerli üretimi, ücret taleplerini düşük tutmak için daha zengin ülkelere ucuz ürün satabilen düşük ücretli ekonomilere aktardılar (küreselleşme). Pervasızca harcama ve spekülasyon yapabilsinler diye finans kurumlarını serbest bıraktılar. Ve tarihteki en yüksek borç seviyesiyle geleceği ipotek altına aldılar. Bu durum çok az sayıda insanı haddinden fazla zenginleştirirken, büyük çoğunluğu yoksullaştırdı. Tüm bunlara rağmen sistem hala durgun ve anemik büyüme oranlarına sahip. Barışçıl seçenekleri tükenen gezegenin efendileri şimdi rakipleri karşısında gelirlerini ve kârlarını maksimize etmeye çalışıyorlar. Sonuç, emperyalist rekabetin, özellikle de dünyanın büyük güçleri olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin yoğunlaşması oldu.
ABD, dünya ticaretinde doların hegemonyasını savunmak için dünyayı kuşatırken; Çin de 2049 yılına kadar küresel lider olma iddiasıyla övünüyor. Çin, ABD'nin sahip olduğu şeyi istiyor - dünya hakimiyeti. Burada da uzlaşmaya yer yoktur. Ukrayna’daki savaş Çin’in savaşı değil, ancak Biden ve Blinken'in Rusya’ya olduğu kadar Çin'e de saldıran konuşmalarını dinlerseniz, Ukrayna'daki savaşın Çin'in savaşı olduğunu sanarsınız. Çin, her iki tarafın da işbirliği yapması halinde bir “karşılıklı kazanma” durumundan bahsederken bile, diğer seçeneklerin başarısız olması durumunda güç kullanarak geri almayı planladıkları Tayvan'ı silahlandırdığı için ABD'yi suçluyor. Her iki taraf da Tayvan çevresindeki sularda sürekli olarak tehlikeli bir askeri Rus ruleti oynuyor.
== Sonuçlar
Ukrayna savaşının şimdiden bazı ciddi sonuçları oldu. İlk olarak dünyadaki stratejik bölünmeyi güçlendirdi. SSCB'nin çöküşünden bu yana ABD ve müttefikleri, düşmanları olan Rusya, Çin ve İran'a karşı ekonomik yaptırımları giderek daha fazla uygulamaktadır. Bunlar başlı başına savaş eylemleridir ve etkilerini hafifletmek için üç Avrasya devletini giderek daha yakın işbirliğine itmiştir. Diğer taraftan, Ukrayna'daki savaş daha önce ılımlı olan Avrupalı NATO üyelerini ABD'nin arkasında hizaya getirdi. Hatta NATO'nun İsveç ve Finlandiya'ya kadar genişlemesine yol açtı. Dost kazanmak ve gezegendeki diğer devletlere nüfuz etmek için savaş devam ediyor. ABD "otoriterliğe karşı demokrasi" kartını oynayarak ideolojik savaşı kazanabileceğini düşündü. Ancak Afrika, Latin Amerika ya da Orta Doğu'da hiçbir ülke Batı'nın Rusya'ya yönelik yaptırım kampanyalarına katılmazken, Güney Afrika da Uluslararası Adalet Divanı'nda İsrail'in kınanmasına öncülük ediyor. ABD'nin Irak ve Afganistan işgallerinin feci sonuçları otoritesini zayıflattı ve Hindistan gibi devletler bile petrolünü satın alarak Rusya'ya yardım ediyor.
Bunun bir başka sonucu da yeni bir silahlanma yarışının başlamış olmasıdır. Küresel askeri harcamalar 2022 yılında rekor seviyeye yükseldi ve Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana Avrupa'daki harcamalarda en büyük yıllık artış yaşandı. Rusya askeri harcamalarını iki katına çıkarırken, ABD Ukrayna'nın ihtiyaçlarını karşılayabilmek için eski silah üretim hatlarını aceleyle yeniden donatıyor. Silah üreticilerinin hisseleri doğal olarak patlama yaşıyor. Geçen yüzyılda küresel hakimiyet için yapılan iki büyük savaşın öncesinde de benzer silahlanma yarışları yaşanmıştı.
Diğer bir ekonomik etki ise "enerji" ve "gıda" güvenliğinin sağlanması olmuştur. Bu da aynı derecede ciddidir. Kendi kendine yeterlilik girişimleri küresel pazarı daha da zayıflatmakla kalmayacak, aynı zamanda iklim değişikliğini veya daha acil ekolojik felaketleri engellemek için önlem alma girişimlerini de unutturacaktır.
== Kapitalizmin Dünya Savaşı mı, Sermayeye Karşı Sınıf Savaşı mı?
Patronlar gezegenin kontrolü için savaşırken bunun bedelini işçi sınıfı ölüm ve açlıkla ödüyor. İsrail'in İngiltere Büyükelçisi Gazze'nin yok edilmesini İkinci Dünya Savaşı'nda Müttefiklerin Dresden'i bombalamasıyla kıyaslayarak mazur gösterdiğinde, hepimiz için alarm zilleri çalmaya başlamış olmalı. Biz baskıya girerken Gazze'deki savaşın genişleyeceği korkusu (zaten kargaşanın yaşandığı) Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da sarsıntılara yol açıyor. Bu durum, bazı NATO müttefiklerinin desteğiyle (ama hepsinin değil) ABD uçak gemilerinin bölgeye konuşlandırılmasına yol açmıştır. Son konuşlanma, Yemen'deki Husilerin (Hizbullah ve Hamas gibi İran tarafından desteklenen) Gazze'de ateşkes talep etmeleriyle Kızıldeniz'deki ticareti ciddi şekilde sekteye uğratmasına karşılıktır. Avrupa'nın gıda maddelerinin %20'si ve petrolünün %15'i buradan geçtiği için bu zaten küresel bir mesele haline geliyor. Konteyner gemilerinin ve tankerlerin rotasını Afrika'ya çevirmek nakliye şirketlerine her gün milyonlarca dolara mal oluyor. Nihai bedel Avrupa'da daha fazla enflasyon olarak ödenecek ve bu da elbette en çok düşük gelirlileri etkileyecek.
Dünya savaşının eşiğindeyiz. Bugün Kharkiv, Herson ya da Gazze'de halkın başına gelenler, çok da uzak olmayan bir gelecekte yakınımızdaki bir sokağın başına gelebileceklerin habercisidir. Emperyalist savaş topyekûn savaş demektir. Bu sadece iki ordu ya da hatta iki devlet arasındaki bir savaş değil, iki emperyalist çıkar arasındaki bir savaştır. Ve bu çıkarlar her yerdeki zenginlerin çıkarlarıdır. Onların görüşüne göre "ülke" için savaşmak mantıklıdır. Ne de olsa ülkenin sahibi onlar. Yalnızca kişisel mülkiyete ve kapitalistlere kâr sağlamak için çalışma yeteneğine sahip olan işçiler için ise bu hiç mantıklı değildir.
Ülkeniz için ölmenin yapabileceğiniz en iyi şey olduğu fikri (Romalıların dediği gibi "Dulce et decorum est pro patria mori") tarihteki en eski aldatmacalardan biridir. Bu, gidip işçi kardeşlerimizi öldürmek için sömürücülerimizle özdeşleşmek anlamına gelir. Milliyetçilik virüsü 1914'te Birinci Dünya Savaşı'nın katliamına yol açtı. Hatta bu virüs, savaşa karşı çıkan tüm kararlarından vazgeçen sosyalist partilere ve sendikalara da bulaştı. Hepsi de işçileri katliama teşvik etmek ve grev hakkını ortadan kaldırmak için bahaneler buldu. Sadece birkaçı savaşa karşı çıktı ve onlar da büyük ölçüde alay konusu oldu. Lenin'in emperyalist savaşı bir sınıf savaşına dönüştürme çağrısının Zimmerwald Solunun savaşa karşı mücadeleyi sosyalizm mücadelesi haline getirme kararında yankı bulması için yaklaşık bir yıl geçmesi gerekti. Bugün bu mücadele her zamankinden daha gereklidir, ancak halihazırda mevcut olan enternasyonalist bir örgütle başlamak daha iyi olacaktır. Sosyalist Enternasyonal'in o dönemde ve sonrasında işçi sınıfına ihanet etmesi, savaşın sona erdirilmesinin yıllar alacağı anlamına geliyordu. Bugün her iki taraftaki zulüm de her türlü muhalefeti boğuyor. Savaş bir kez başladığında, ona karşı çıkmak daha da zorlaşıyor. Gazze gibi yerlerde yalnızca hayatta kalmak bile yeterince zor. Ukrayna ve Rusya'da (özellikle Meclis ve KRAS) firar eden, savaşı sabote eden ya da ona karşı çıkan herkesi ve İsrail'de askere gitmeyi reddeden Tal Mitnick gibi Mesarvot'taki (We Refuse) cesur gençleri selamlıyoruz.
Her yerde tüm protestoçulara sesli destek versek de bu yeterli değildir. Ne yazık ki hümanist pasifizm de yeterli değildir. Mağdurlara yönelik iyi niyetli sempati, emperyalist savaşın nedenlerinden kurtulmaya yönelik bir strateji anlamına gelmiyor. Bunu halihazırda görenlerin sorumluluğu çok büyüktür. Dünyanın dört bir yanında, ileriye giden tek yolun işçi sınıfının tüm ulusal mücadeleleri ve savaşı reddetmesi olduğunu anlayan pek çok örgüt var. Biz herhangi bir ulus devleti ya da potansiyel bir ulus devleti savunmuyoruz. Sosyalizm, insanların çürüyen kapitalist sistemin getirdiği sefaletten kaçmak için göç etmek zorunda kalmadığı bir dünya insan topluluğu yaratmak için devleti ve tüm ulusal sınırları ortadan kaldıracaktır.
Kendi payımıza, tarihin bildiği en güçlü sömürü biçimine karşı etkili bir direniş gösterebilecek örgütsel bir güç oluşturmak için NWBCW ilkelerine bağlı olan herhangi bir örgütle (ilişikteki makaleye bakınız) (https://www.leftcom.org/en/articles/2024-01-30/aurora-2024-01-30) işbirliği yapmaya çalışıyoruz. İnsanlık tarihinde belirleyici bir noktaya doğru ilerliyoruz ve seçim çok açık: sosyalizm ya da barbarlık.
Yukarıdaki makale Komünist İşçi Örgütü(CWO)’nün bülteni Aurora'nın güncel sayısından (No. 66) (https://www.leftcom.org/en/articles/2024-01-30/aurora-2024-01-30) alınmıştır.
