Battaglia Comunista’nın enternasyonalistlerinin “Devrimci Örgütün Rolü ve Yapısı” üzerine belgesi, 1978’de Enternasyonalist Komünist Parti (Battaglia Comunista) tarafından çağrılan Enternasyonal Konferanslar’ın İkincisinden gelmektedir. Bu belge daha önce tarafımızca İngilizce olarak hiç yayımlanmamıştır (1) ancak, bunu bu yılın ilerleyen dönemlerinde yapılacak bir toplantıyla sonuçlanacak olan, Enternasyonalist Komünist Eğilim içindeki devrimci partinin rolü ve yapısına ilişkin tartışmanın bir parçası olarak yayımlıyoruz. Parti sorusunun farklı yönlerini ele alan bir dizi belgenin ilki olması dolayısıyla, belgeyi arka plan mahiyetinde birkaç kelimelik bir önsözle sunuyoruz.

Temel ve en ihtilaflı sorulardan biri (en azından Rusya’daki devrimin yenilgisinden beri) işçi sınıfının devrimci azınlığı, partinin; rolü ve doğası sorusu olmuştur. Görünen o ki her kuşak bu soruyla baştan yüzleşmek zorunda kalmıştır ama bunu yeterli bir şekilde ancak proletaryanın önceki kuşaklarının ve geçmiş mücadelelerinin gerçek kazanımlarını dikkate alırsa yapabilir. Birleşik Krallık’ta, Komünist İşçi Örgütü’nün öncüleri için de durum böyleydi ki, diğer sol komünist örgütler gibi, 1970’lerin başındaki savaş sonrası kapitalist ekonomik yükselişin bitişini takiben kurulmuştu. Bu, Stalinist SSCB'de somutlaşan Rus Devrimi'nin başarısız mirasına karşı büyük bir şüphe dönemiydi ve Otto Rühle'nin “tüm partiler burjuvadır” görüşlerine yoğun bir sempati duyuluyordu. Sonuçta, emperyalist savaş karşısında Sosyal Demokrasinin çöküşü, ardından çok geçmeden SSCB’de partikrasinin yükselişi ve Üçüncü Enternasyonal'in dünya devriminden vazgeçmesi, kitle partilerinin ve “öncü” partilerin işçi sınıfına sunacak bir şeyi olduğu fikrini silip süpürmüş gibiydi. SSCB’nin sosyalizmle herhangi bir ilişkisi olduğunu tamamen reddedip gerçekte kendine has bir devlet kapitalizmi olduğunu düşünenler için bütün parti meselesi sorunluydu. O kadar ki konseycilik ve “kendiliğindenlik kültü” devasa bir etkiye sahipti.

Lakin, işçi sınıfı devriminin gerçek doğası devrimcilerle yüzleşmek için inatçı bir şekilde ortaya çıkmaya devam etmekte. Tarihin diğer muhalif ve tâbi sınıflarının aksine işçi sınıfı savunacak hiçbir mülk biçimine sahip değildir. O mülksüz sınıftır. Burjuvazinin aksine eski rejimin altındaki şu yasadan kurtularak ya da bu imtiyazı lağvederek kademeli kazanımlar yaratamaz. Sahip olduğu tek “mülk” emek gücü (ve sömüren sınıf için artı değer üretmesi), tek silahı; Anton Pannekoek’un belirttiği gibi “bilinci ve organizasyonudur".

İşte burada Marx’ın Alman İdeolojisi’nde yüzleştiği problem yatmakta. Eğer aşağıdaki doğruysa:

"Egemen sınıfın fikirleri, her çağda egemen fikirlerdir, yâni toplumun egemen materyal gücü olan sınıf aynı zamanda egemen entelektüel gücüdür. Materyal üretim araçlarını elinde bulunduran sınıf aynı zamanda zihinsel üretim araçları üzerinde hakimiyete sahiptir, böylece, materyal üretim araçlarından yoksun olanların fikirleri genellikle ona tabidir."

İşçi sınıfı böyle bir tahakkümden nasıl kurtulabilir? Cevap ilk olarak sistemin çözümsüz çelişkilerinde yatmaktadır. Bunlara düzenli ve dönemsel ekonomik krizler ve süregiden varlığının “sivil toplumun içinde ama sivil toplumdan olmayan” bir sınıfın, işçi sınıfının (proletarya) gittikçe artan sömürüsüne dayanması dahildir. Sınıf bu duruma sömürüye kollektif hareketle direnmek için bir araya gelerek cevap verir ki bu kimi zaman daha geniş ayaklanmalar biçimini alır. Sınıf mücadelesi kapitalist sömürüye alternatif için bir okuldur. Ancak mücadele sürecinde bazı işçilerin (ve bazı işçi olmayıp sistemin iç yüzünü görebilen ve işçi sınıfıyla özdeşleşenlerin) kapitalizme karşı gündelik gerilla savaşından fazla bir şeyin gerekliliğinin farkındalığına, bir bilince, varması kaçınılmazdır. Onlar sistemin ötesine giden bir politik programın gerekliliğini idrak ederler. Lakin, sınıfın içinde bir azınlık olarak amaçlarını ilerletmek için kendilerini örgütlemek zorundadırlar öyleyse hem onları hem de sınıf mücadelesinin tarih boyuncu ürettiği bilinçteki bütün kazanımları birleştiren bir örgüt, bir parti yaratmaktan daha doğal ne olabilir?

Proleter politik partinin doğası, rolü ve yapısı şimdi sorulmuştu. Ve kısa zamanda cevaplanmayacaktı. Marx ilk başta onu Uluslararası İşçi Birliği ya da Birinci Enternasyonal’de bulduğunu düşünmüştü. Kurallarında kilit unsurunu öne sürdü “İşçi sınıfının kurtuluşu işçilerin kendi görevidir”. Bununla işçilerin bir partiye ihtiyacı olmadığını (konseycilerin bu anlatıyı yanlış yorumladıkları gibi) değil sonunda işçi sınıfının burjuva örgütlenmelerinden bağımsız kendi politik birliğine sahip olduğunu kastetmişti. Lakin Birinci Enternasyonal özellikle Bakunin ve Proudhon’un takipçileriyle anlaşmazlıklarla paramparçaydı ve yaklaşık 10 yıl sonra gerçek bir güç olmaktan çıktı. Onun yerine Sosyal Demokrasi geldi ki bu ulusal partilere dayandığından bir nevi geriye atılan bir atımdı. Burjuvazinin medya üzerindeki kontrolünün ve halk kitlelerine ulaşma yollarının büyük ölçüde etkisiz olduğu bir dönemde işçi sınıfı içinde derin kökler saldı. Sosyal Demokrasi milyonların hareketi haline geldi ve kapitalizmin seçim sandığıyla ya da en azından barışçıl bir şekilde aşama aşama fethedilebileceği illüzyonunu yaratmaya başladı. Marx’ın Alman İdeolojisi’nde geçmiş hakimiyetin kalıntılarını silip süpürmek için esas gördüğü devrim (aşağıdaki belgedeki Beşinci Tez’e bakın) uzak ve belirsiz bir geleceğe tayin edilmişti (sözde maksimum-program).

Filhakika, sınıfın içinde komünist bilincin kaynağı olmak şöyle dursun, tam tersi yaşanmaktaydı. Sosyal Demokrasi içindeki samimi devrimcilerin varlığı sadece; gittikçe milliyetçi ve emperyalist görüşlerle delinen “hareketin” gerçekte işçi sınıfını kapitalizme entegre ettiği gerçeğini gizlemeye yaradı. Bu 1914’te sözde İkinci Enternasyonal’in Sosyal Demokrat partilerinin ezici çoğunluğunun “kendi” ülkelerinin entrikalarını desteklemek için oy vermesine ve işçi sınıfını emperyalist savaşa yürütmesine kadar açıkça göz önüne serilmemişti. Ve savaştan sonraki devrimci dalgada Sosyal Demokrasi gerçekten ilk enternasyonal işçi sınıfı devrimi teşebbüsünün kapitalist bastırılmasını desteklemeye devam ederek kapitalizme ikinci hizmetini sağladı. (Özellikle) Almanya’daki Sosyal Demokratlar kendi kitlelerini yeni kurulan Komünist Partileri takip eden kitlelere karşı seferber ettiler, böylece Rusya dışında devrimin başarısızlığı garantilendi. Bu da dolayısıyla izole bir Rusya’da karşı-devrimin nihai zaferine sebep verdi. O karşı devrim, bizzat devrime en başta önderlik eden parti tarafından gerçekleştirilecekti.

Bolşevikler Sosyal Demokrasi içinde milliyetçiliği ve emperyalizmi reddeden birkaç partiden biriydi ve neticesinde Rusya’daki devrimci sınıf hareketinde muazzam bir etki sahibi oldular. Burada savaş; ölüm, yoksulluk ve yarı kıtlık getirmişti ve kapitalist zincirin en zayıf halkasında devrim gündemdeydi. Bolşevik Parti daha sonra Stalinist (ve Troçkist) mitolojinin tasvir edeceği gibi disiplinli bir kitle değildi. Devrimin nasıl olması gerektiği ve nasıl meydana geleceği hakkında hareketli tartışmalarla doluydu. Ancak, önemli olan şuydu ki 1914’te görece küçük olmasına rağmen daha geniş işçi sınıfı içinde mevcuttu ve hem Çarlık hem savaş hakkında net tutumlar temsil etmesiyle bilinmekteydi. Bu ve kapitalist yönetimi değiştirebilecek gerçek işçi sınıfı birlikleri olarak sovyetlere olan sarsılmaz desteği onu diğerlerinden ayırt etti. Bu onu proleter devrimi tek çözüm olarak görenler için toplanma noktası haline getirdi.

Hiç tartışmadığı şeyse gelecek devrimde partinin yeri ve konumuydu. Bu bakımdan ana amacının partinin büyümesi ve yeterince desteğe sahip olduğunda “yönetimi ele geçirmesi” olduğunu farz etti. Kısacası hâlâ partinin sınıfı temsil ettiği ve böylece devrimi onun adına gerçekleştirdiği Sosyal Demokrat görüşü büyük oranda kabul etmekteydi. Böylece, Sosyal Demokratların çeşitli türlerinden oluşan Geçici Hükümet yıkıldığında iktidarı Tüm Rusya Sovyetler Kongresi’nin Yürütme Komitesi’ne devretmek yerine yeni bir iktidar aygıtının onun üstünde yer alacağına karar verildi: Halk Komiserleri Konseyi (Sovnarkom). Ve Sol Sosyalist Devrimciler onu terk ettiğinde tek parti hükümeti haline geldi. Parti böylece devlet oldu ve aralarında hiçbir ayrım kalmadı. O dönemde çok az kişi, özellikle devrimin yalnız kalmasının sonuçları ortaya çıktığında hem devrim hem de devrimci parti fikri için tehlikeyi görebilmişti.

Rus Devrimini ele aldık ve başka yerlerde de almaya devam edeceğiz. Burada basitçe devrimci örgüt hakkında kısa bir yorum yapmak istiyoruz. Rus Devrimi gösterdi ki parti, devrimci azınlık, ya da ona ne demek istiyorsanız devrimi başlatmadığı gibi bitirmiyor da. Lakin sınıf içinde devrimden önce var oluyor ve devrimin başından itibaren içinde yer alıyor. Etkisi üyeliğinin ötesine ulaşıyor. Liderliği rehber olarak yol göstermek için ve devrimci süreci durdurmak isteyen herkesi eleştirmek için kullanıyor. Gerektiği zaman ayaklanmaya dahi liderlik edebilir lakin ayaklanma devrim değildir ve nihai olarak ancak sınıfın kitlesi tarafından devrimci tecrübeden geçtikten sonra gerçekleştirilebilir. Ve toplumun gerçek dönüştürücüleri olanlar sınıfın genelindeki organlardır (konseyler ya da sovyetler, yerel komiteler vb.). Bunun nedeni basitçe şudur ki sosyalizm kararname ile getirilemez kendi devrimci azınlığı, partinin öne sürdüğü programı benimsediği zaman sınıfın kitlesinin bilinçli bağımsız eylemi tarafından getirilebilir.

Bu çetrefilli bir mesele ve pek çok soruyu ortaya atan pek çok tarafı var ki bunlarla önümüzdeki aylarda ilgileneceğiz. Lakin bir şey açık -devrime liderlik eden bir kitle partisi fikri geçmişe ait. Hem 1914’te Sosyal Demokrasi’nin yıkılışı hem de Komintern’nin 1921-1922’de devrimci dalganın çöküşünden sonra Sosyal Demokrasi ile birleşik cepheler kurmak için beyhude çabaları bunu ayyuka çıkardı. 1930’lardan itibaren Troçkistler tarafından Sosyal Demokrat partilere “entrizm” ile gittiklerinde tekrar edilen hataydı ki onları devrimci bir eğilim olmaktan çıkardı. Intesa Komitesi Platformu’nun birleşik cepheye karşılık olarak belirttiği gibi:

"Parti ve kitleler arasındaki ilişkiler büyük oranda objektif duruma bağlı olduğu için her durumda çıkarcı hareketlerin ve taktiksel manevraların parti tabanını genişletebileceğini düşünmek bir hatadır.(2)"

Devrimcilerin ilk görevi durum ne olursa olsun devrimci perspektifi savunmaktır yanlış (ve sahtekâr) önermeler üzerine kurulu bir örgüt inşa etmek için şu ya da bu oportünist kısa dönem politikasını kovalamak değildir. Buradaki kısa belge gerçekten enternasyonal ve enternasyonalist bir sınıf partisinin kurulmasında yüzleşeceği çeşitli sorunlar üzerinde bir tartışma yenileyeceğini umduğumuz bir başlangıç noktasıdır.

-- Komünist İşçi Örgütü’nün (CWO-ICT) _

2016

== Devrimci Örgütün Rolü ve Yapısı

Komünist Bilinç

Biz, Marx tarafından Alman İdeolojisi’nde detaylandırılan, Lenin’in pratik ve teorik uygulamalarıyla doğrulanan, Üçüncü Enternasyonal’in ilk iki Kongresi ve İtalya Komünist Partisi’nin kuruluşunda tekrardan teyit edilen devrimci teorinin kazanımlarına bağlıyız.

Entente Komitesi içinde ve 1930’lar ve 1940’lar şu ilkelere göre İtalyan Solu tarafından savunuldular,

1. Tarih, sınıf savaşının tarihi olduğu için, insanlığı zorunluluk dünyasından özgürlüğün dünyasına götürecek belirleyici adımı atmayı başaracak olan proletaryadır.

2. Proletarya kapitalist toplum içinde aşamalı bir şekilde bir güç konumuna erişemez; kapitalist üretim biçiminin süregiden varlığı burjuvanın gücünü aşama aşama elinden almıyor, önceki sömürücü sınıflarla yüzleşen önceki yükselen sınıflarda durum buydu. Tam tersine, kapitalin toplum üzerindeki gücü mutlaklaşma ve sivil toplumun en derin katmanlarına kadar nüfuz etme eğiliminde.

3. Somut bir şekilde diğer bütün sınıflara karşı belirleyici bir düşmanlık konumuna zorlanan bir sınıftan “asli bir devrime ihtiyacın bilinci ortaya çıkar, komünist bilinç”.

4. Kriz zamanlarında, burjuva; üretim sistemine ve toplumsal ilişkilerine içkin olan çelişkilerin patlamasını artık kontrol edemediği zaman, burjuva iktidarının devrimci dıbir biçimde alaşağı edilmesi olasılığı tarihsel gündeme getirilir.

5. Bu devrim “gereklidir… sadece yönetici sınıfın başka hiçbir türlü alaşağı edilemeyeceği için değil, aynı zamanda alaşağı eden sınıfın bunu ancak bir devrimde yaparsa geçmişin bütün çamurundan kendini kurtarabileceği ve yeni bir toplum inşa etmeye uygun hale geleceği içindir.” (Marx). Ve “hem kitlesel ölçekte bu komünist bilincin üretimi için, hem de davanın kendisinin başarısı için insanın kitlesel biçimdeki değişimi gereklidir, bu değişim ancak pratik bir hareketin parçası olabilir, bir devrimin.” (Marx).

6. Ona giden süreçte ve devrimci sürecin kendisinde, komünist bilinç işçi sınıfından ve diğer sınıflardan bireylerin bir azınlığında bulunur lakin proletaryanın bizzat varlığından, sınıf çatılmaların objektif doğasından kaynaklanır ve sürekli olarak ona geri döner. Bu objektif durumdan gücünü ve materyalist doğasını elde eder ve bu yüzden bütün sınıfın mirasıdır.

7. Proletaryanın tarihsel hareketi ve programı olarak, komünist bilinç Marksist anlayışta bir “ideoloji” olarak tanımlanamaz; tam tersine amacı o gerçekliğin kendisini değiştirmek olduğundan sosyo-ekonomik gerçekliğin bütününü algılamanın en eksiksiz aracıdır. Burjuva devrimci bilinci, aristokratik yönetimin dışsal yönlerine karşıyken ve bir sömüren sınıfı başka bir sömüren sınıfla (burjuva) değiştirme amacındayken, komünist bilinç günümüz toplumunun ve önceki bütün toplumların sınıf doğasının kendisine karşıdır: amacı sınıf ayrımlarını yok etmektir. Kelimenin doğru manasıyla son teori değildir ama kesinlikle son devrimci teoridir. Bunun kanıtı sözde “sosyalist” ülkelerde (ki komünistler için bunlar sınıf düşmanının enternasyonal saflarına tamamıyla entegre olmuş devlet kapitalizminin bir türüdür.) devrimci Marksizm’den kopmuş ideolojilerin, klasik burjuva ideolojisi dışında alacakları hiçbir yol olmadığıdır-ne kadar bunu bile beceremeseler de.

8. Sınıfı komünist bilincine bağlayan ilişki gelecek diktatörlüğünün uygulamasına bağlayan ilişkiyle aynıdır: o, objektif sosyal ve ekonomik çelişkilerde yatar, bizzat tarihin dinamiğinde. Bütün proleterlerin zihinlerinde ve psikolojilerinde yer almayacaktır ta ki kendi tarihlerini yaratmaya hazır oldukları zamana kadar.

9. Komünist bilincin komünist sürecin kendisinin dışında büyüyebileceği ve genelleşebileceğini savunan teoriyi -Marksizm’e yabancı ve küçük burjuva idealistliğinin tipik bir örneği- kesinlikle reddetmek ve ona karşı savaşmak gereklidir. O, idealist prensibin fikirlerin üstünlüğüne dayanır ve sadece potansiyel devrimcileri gerçekliğin imkânsız bir görüşüyle kandırmaya, onları komünistler olarak kaçınılmaz görevlerinden uzaklaştırmaya ve amellerini engellemeye yarar.

10. Bu temelde anti-Marksist tez, konsey komünizmi hareketi tarafından benimsenmişti ki, Rusya’daki devrim ve karşı devrim sürecinin hatalı bir değerlendirmesinden başlayarak, komünist harekete yabancı ve muhalif tutumlara ulaştı.

11. Konsey komünizmi hareketine yakın olan ve onun gibi reddedilmesi gereken bir tutum, sadece devrimci sürecin komünist bilincin genelleştirilmesini mümkün kılacağını tanıyor, lakin bunu “devrimin gerekliliğinin bilincine” indirgiyor dolayısıyla burjuvanın son derece örgütlü güçlerine karşı örgütlü mücadeleyi reddediyor; bu tutumun savunucuları devrimden bahsetseler de, gerçekte kapitalizmin korunmasına ve iki emperyalist bloğun hegemonyasına çalışıyorlar.

12. Benzer olarak, komünist devrime yönelen bütün prensiplerinin, tezlerinin ve tutumların mirası olan komünist bilincin bir kez ve nihai olarak verilmiş olduğunu ve hareketin bir tarihsel sürecinden diğerine değişmediğini savunan tutumu da reddetmek zorundayız. Bu tutum etrafında toplananlar unutuyorlar ki komünist bilinç sınıfa ve sınıfın kapitalizme olan tabiliğindeki objektif tecrübelerine doğrudan bağlıdır. Bu yüzden tezlerin ve tutumların sınıfın yaşadığı gerçek durumda değişiklerle farklılaşması gerektiğini unutuyorlar. Asıl problem bütün bu değişikler boyunca sınıf mücadelesinin özelliklerini tanımak ve gerekli dersleri öğrenmektir. Doğal olarak kapitalist üretim biçimindeki bütün değişimler, ulusal partilerin burjuva teorilerine rağmen, sınıf toplumunun temel içeriğini ya da proletaryanın sömürülen, sosyal ve politik bir şekilde tahakküm altına alınan sınıf olduğu gerçeğini değiştiremez.

Devrimcilerin Örgütü: Parti

1. Devrime giden bütün süreçte, devrimin ilk aşamasında dahi, komünist bilinç bir azınlığın elindedir, yani sadece bir azınlık bu bilince sahiptir ve onun temelinde hareket eder. Bu tartışılamaz somut ve gerçek bir olgudur. Bu azınlığın görevi, kapitalist üretim tarzının kriz anlarında, sınıfın gelişebilmesi için gerekli araçları şekillendirmektir -bu “pratik hareket”, devrim- kitlesel komünist bilincin sınıf içinde olgunlaşmasının tek yoludur. En geniş manada devrimci azınlığın örgütü partidir.

2. Parti’nin daimî görevi; işçi sınıfının bizzat yaşadığı tecrübelerden gelen komünist bilinç olan komünizm mücadelesinin tezlerinin, ilkelerinin ve ifadelerinin bütün mirasını sınıfa geri vermektir.

3. Parti, sınıf ve bilinci arasındaki ilişkinin kapitalizmin tarihi boyunca ifade edildiği vasıtadır, aynı kapitalizmden komünizme geçiş döneminde olacağı gibi.

4. İşçi sınıfının iktidarı ele alması ve böylece bütün toplum için devrimin başlangıcı ancak kapitalizmin krizlerinde ve sınıf, devrimcilerin program ve ilkelerinde kendi tarihsel çıkarlarını tanıdığı; burjuvaya karşı hücum ettiği sırada, parti ve programı etrafında toplandığında mümkündür.

5. Parti örgütünün iniş ve çıkışları; sınıfın yaşamının iniş ve çıkışlarını tam olarak yansıtır. Büyük geri çekiliş dönemlerinde, burjuva ekonomik ve politik düzeyde başat bir hakimiyet kurduğunda neredeyse yok olur. Lakin sınıflar arasındaki objektif düşmanlık yok olamayacağı gibi bu düşmanlıktan beslenen komünist bilinç de asla yok olamaz. Lakin devrimcilerin örgütü yok olmuş gibi görüleceği bir noktaya kadar küçültülebilir. Bu özellikle, sınıfın yenilgisi devrimcilerin saflarında korku ve hayal kırıklığına, dolayısıyla komünist bilinç seviyesinde kargaşa ve inhirafa yol açtığında daha açık görülür. Bu durum, -sınıfı silahsızlandıran ve kendi zincirlerini yeniden örmesine yol açan-Stalinizmin kesin zaferinin(3), 1943'te Stalinizmin derin bunalımından sınıfın potansiyel yeniden uyanışına bir yanıt olarak ortaya çıkan birleşik örgüt Enternasyonalist Komünist Parti'nin saflarında bölünmeye yol açtığı 1948’de İtalya'da kanıtlanmıştı

6. Partinin ismini kendine yakıştıran birkaç örgütün varlığı, partinin sürekliliğini ve militanlarının onu savunması gerekliliğini asla zayıflatmaz. Bu Fransa ve Belçika’daki sol fraksiyondan yoldaşların 1921’de Livarno’da kurulan partiye karşı, onların değerlendirmelerine göre Üçüncü Enternasyonal ve Sovyet iktidarının henüz yozlaşma döngülerini tamamlamadıkları dönem sürecinde görevleriydi. Bu Sovyetler, İspanya’daki savaşa karşı-devrimin bir ajanı olarak katıldıklarında ve Emperyalist Dünya Savaşı’nda bir bloğunda taraf olduklarında tamamlanmıştı. Devrimci sürekliliğin savunması o zaman önceki döneme ait deneyim ve açıklamaların külliyatının tamamını yeniden tezlerinde ve programında bir araya getiren yeni Enternasyonalist Komünist Parti’de kristalleşmişti. Bu partinin daha sonra iki gövdeye bölünmesi(4) ve bunlardan birinin sıklıkla karşı-devrimci gurup ve yönelimlere yol açması (Invariance’dan bahsediyoruz)(5) 1943 programının temellerinin tamamıyla yok oluşuna veya ihanetine neden olmadı.

7. Proletaryanın dünya partisi daha inşa edilmediği bir zamanda bir “ulusal” partinin rehberliği altında bir ülkede devrimci ayaklanmanın ihtimalini dışlamasak da, geçmiş tarihi tecrübe ve emperyalizmin büyüyen uluslarüstü yoğunlaşması bize devrimcilerin komünist bilinci tarafından yarım asırdır ifade edilen teorik ve programatik platformun temelinde devrimcilerin enternasyonal partiyi inşa etmeye çalışmak zorunda olduklarını öğretmektedir. Kapitalin uluslarüstülüğü, yani bütün ülkelerde burjuvanın sınıf çıkarlarının özdeşliği, proleter çıkarların uluslarüstlüğü ile dengini bulur. Bir ülkede başarılı olan devrim; dünya proletaryasının, sadece defansif değil bütün kapitalist sisteme devrimci hücumlarla olan, aktif dayanışması olmadan uzun süre hayatta kalamaz. Devrimin dünya partisi bu hayati stratejik planın uygulanması için esastır; ve, kapital üzerinde genelleştirilirmiş bir hücumla oldukça alakadar olacağı için devrimin ilk ortaya çıkacağı ülkedeki bölümünün taktiklerini bu plana tabi eder.

8. Partinin enternasyonal amelleri için olan perspektifi budur. Proletaryanın çıkarlarının uluslarüstülüğü ve partinin stratejisi, partinin merkezi organına yansıyacaktır. Parti, proleter devrimin vazgeçilmez bir organıdır, çünkü, sadece parti, sınıfın objektif durumundan gelen ve diğer türlü burjuva devletinin baskısı tarafından vurulmadan önce dahi son derece tutarsız kalacak; sekterlik ve korporatizme -ikisi de burjuva ideolojisinin ifadeleridir- kolay bir av olacak gelişmeleri programatik politik bir platforma dahil edebilir. Partinin temel konumları etrafında sıkıca yeniden toplanması esastır, bu federalizm değil merkeziyetçilik prensibi üzerinde örgütlendiği manasına gelir. Aynı sınıfın partiye ilettiği ve parti tarafından bütünsel bir programda detaylandırılıp tekrardan sınıfa dönmesi gereken çeşitli ve bazen çelişkili tecrübe gibi partinin içinde militan aktivitesi, stratejik ve taktiksel pozisyonlar çevreden merkeze ve tekrardan çevreye gidebilir.

Sınıf ve Parti

Partinin sadece devrimden hemen önce hatta devrim sırasında kurulduğu fikri parti konseptini tamamıyla deforme eder. Eğer sınıf, pratikte, politik olarak bütünleştirici öğe olan parti olmadan sınıfın içinde politik bir homojenlik gerektiren devrimci hücumu taşımaya kadir ise, partinin kendisi lüzumsuzdur. Eğer sınıf, mücadelesinin gelişiminin belirli bir noktasında parti ile “kendisini donatıyor” ise parti, bilinç meselesiyle hiçbir bağlantısı olmayan operasyonel bir organ demektir. Tekrardan konseycilerin ünlü teorisiyle baş başayız.

Bu yüzden sol komünist hareket içinde, partinin, devrimin gerçekleşmesindeki gerekliliğini tanısa da onun inşasını daha “olgun” bir zamana erteleyen konsepte karşı savaşmak gereklidir. O, partinin (ya da bazı yoldaşların ifade etmeyi sevdiği gibi devrimcilerin örgütünün) pratik görevlerinin küçümsenmesi üzerine kuruludur. Görüyoruz ki partinin esas görevlerinden biri kendisini, en somut şekilde, proletaryanın varlığı ve tarihsel tecrübe üzerine parti tarafından detaylandırılırmış şekilde işçi sınıfının kurtuluşunun programını sınıfa döndürebilecek operasyonel enstrümanlar ile donatmaktır. “Parti sınıfın içinde sınıfın bir parçası olarak hareket eder” şiarı hiçbir şey söylemez, çünkü sadece militanların mevcut oldukları yerde proleter mücadelenin neresinde olursa olsun bir parçası oldukları manasına gelir ve böylece onu partinin kritik konumları ve genel yönelimlerine getirir. Eğer parti rehberlik rolünü tamamlayacaksa bu gerekli ama yeterli değildir, tabii partinin her yerde kitlesel bir mevcudiyete sahip olacak kadar sayısal büyüme göstereceği iddia edilmiyorsa ki bu partinin sınıfın bir “azınlığı” olduğu genel kanıyla çelişir.

Parti ve sınıf arasındaki aracı organların devrimci hücumun öncesinde ve sonrasındaki sürecin tamamında var olmasının zorunluğu elde edilmiş devrimci bir prensiptir. Bu partinin platformu ve yönelimlerinin etkisini bütün sınıf içinde mümkün olduğunca genişletmek için kullandığı organlardır. Sınıf ekonomik ya da denilebileceği gibi ahdi talepler seviyesinde hareket ve mücadele eder. Sadece devrimcilerin bu mücadelelerin sınırları, sınıfı kurtuluşa erdirmekteki yetersizlikleri hakkında kesin bir farkındalıkları vardır. Komünistler kendilerini işçilerin kitlesinden, savunmacı mücadelelerin yanında savaşsalar da bu mücadelelerin yetersizliklerini kınamaları ve onları devrimin gerekliliği için propaganda olarak kullanmalarıyla ayırt ederler. Komünistler burjuva devletine hücum için sınıfın mücadelelerini politik bir stratejiye bağlamak zorundalar. Onlar, tüm sistemin kriz içinde olduğu ve mücadelenin genelleştiği zamanlarda proletaryanın hücumunu yönlendirmek için partinin somut bir şekilde kullanacağı enstrümanları hazırlamak zorundalar.

Parti eğer devrime giden süreçte sınıfın içinde gerekli enstrümanların tümünü kullanmayı ihmal ederse asli görevlerinde başarısız -gerçekten de devrimcilerin örgütü olarak, bir parti olarak çalışmaktan aciz kalır- durumun objektif olarak elverişli olduğu zamanda hazırlıksız ve sınıftan izole olacağı, ki bu da sınıfın silahsız ve yolunu kaybetmiş olmasına neden olacağı manasına gelir.

Partiyi silahlandırmak için ilerlemedeki somut ihtimal doğal olarak sınıf mücadelesinin olgunluk derecesine ve sınıfın içinde devrimciler ve burjuvanın sol kanadının ajanları arasındaki gerçek ilişkiye yakın bir şekilde bağlıdır. Bu kullanılacak araçların partinin programında öngörülemeyeceği manasına gelmez. Bunun kanıtı programımızda öngörülmüş “enternasyonalist fabrika guruplarıdır” ki yaratımına katkıda bulunmak istediğimiz enternasyonal partinin platformunun ayrılmaz bir parçası olmak zorundadırlar, bugün zor bir yaşamları olabilir ama başka zamanlarda muazzam bir önemleri vardı (1945’ten 1948’e kadar mesela). Görevleri bazı yoldaşların inandığı gibi sadece “ekonomik seviyede mücadeleyi ateşlemek” değil, partinin genel politik prensiplerini sınıfa ileterek gelecek devrimci mücadeleler için referans noktası olacak sempatik bir sınıf tabanı somutlaştırmaktır. Mevcut durumun zorluğu, sınıf bilincinin düşük seviyesi, işçilerin bu ağını güçlendirme ve genişletmekteki muazzam zorlukta yansır. Ama bu noktayı, daha iyi zamanlara erteleyip programımızdan ihmal edersek partinin ancak işçi sınıfının içinde uzun ve mücadeleci varlığıyla gelişebilecek kadro ve tecrübeden mahrum olacağımızdan kendimizi zaman olgunlaştığında görevimizi yapmaktan aciz kılarız.

Partinin sınıf ve devrim için amellerinde kendini donatacağı araçlar arasında fabrika grupları ağı en acil ve en önemlidir ama diğerleri de ne kadar devrimcilerin sayısal zayıflıkları ve politik durumun elverişsizliği için henüz gerekli görünmeseler de talim edilmeli ve hazırlanmalıdırlar(6). Diğer yandan “komünist gençlik” gibi diğer örgütlenmeler hem burjuva toplumu hem de devrimci hareketin önceki dönemlerine aittir ve bu yüzden işlevsiz olarak değerlendirilmeliler. Partinin merkez örgütünü sınıfa gerçekten bağlayan araçlar olmadan sınıf partisinin olamayacağı prensibini tekrardan tasdik ediyoruz; bu onaylamayı küçümseyen ve reddedenler parti için çalışmamaktırlar.

1. Sınıf ve partisi arasındaki diyalektik ilişki gücü ele geçirirken ve proleter “yarı-devletin” inşasında ortadan kalkmaz veya niteliksel değişimlerden geçmez. İkisi de ancak sınıf bu amaç uğruna birleşmiş ve yoğunlaşmış ise gerçekleşebilir.

2. Proleter “yarı devlet” Rus Devrimi tecrübesi sırasında proletaryanın kendisi tarafından keşfedilen sovyet biçimi ile tanımlanacaktır. Proleter kitlelerin pratik devrimci hareketi tarafından gerçekleştirilen sınıfların kademeli yok oluşu komünist bilincin kitlesel üretimi ve dolayısıyla partinin kademeli yok oluşu tarafından eşlik edilecektir.

3. Parti hiçbir şekilde kendi yapısını “işçi devletinin” yapısıyla özdeşleştirmeyecek ama sınıf, savunduğu yönelimlerinde kendi çıkarlarını gördüğü sürece politik rehber olarak rolünü gerçekleştirecektir.

4. Komünist solun guruplarının geçiş sürecinin problemlerini kavrayışlarını derinleştirme gereklilikleri parti olmadan devrimin ve proletarya diktatörlüğünün olamayacağı gibi işçi konseyleri olmadan proletarya diktatörlüğü ve işçi devleti olamayacağının açık ve esas tasdikinden başlamalıdır.

-- Enternasyonalist Komünist Parti (PCInt-Battaglia Comunista) _

Ekim 1978

== Notlar:

(1) Orijinal çeviri Enternasyonalist Komünist Akım’ın (ICC) İkinci Uluslararası Komünist Sol Grupları Konferansı, Kasım 1978 Birinci Cilt: Hazırlık Metinleri broşüründe basılmıştır. Bu çeviri Leftcom sitesinin İtalyanca bölümündeki versiyonundandır https://www.leftcom.org/it/articles/1978-11-11/ruolo-e-struttura-della-…

(2) Intese Komitesi Platform’u 1925 – Faşizm Kontrolünü artırdığı sırada İtalyan Solu’ un Stalinizme karşı savaşı broşürümüze bakınız https://www.leftcom.org/en/articles/2011-11-01/platform-of-the-committe…

(3) Stalinizm 1928’de SSCB’de açıkça muzafferdi lakin bu Stalin’in sadık uşağı Togliatti altındaki, reforme olmuş İtalyan Komünist Partisi’nin savaş sonrası İtalya’da sosyal barışı inşa etmeğe yardım etmesine referans vermektedir.

(4) Bu 1951-1952’de Enternasyonalist Komünist Parti’den (Battaglia Comunista) Bordiga ve Bordigistlerin ayrılmasına bir referanstır. Gelecek bir makale bu iki yönelimin örgütsel farklılıklarını özetleyecektir lakin bölünmenin detayları Onorato Damen’in Bordiga: Mitin Ötesinde eserinde bulunabilir https://www.leftcom.org/en/articles/2018-10-02/bordiga-beyond-the-myth

(5) “Invariance” Bordigist kamptaki ilk ve Bordiga yaşarken gerçekleşen tek bölünmeydi (1966’da yaşandı o zamandan beri pek çok bölünme daha yaşanmıştır). Jacques Cammatte tarafından liderlik edilen Invariance, Bordigistleri “aktivizme” dönüşleri için suçladı. Nihai olarak Cammatte bütün siyasi örgütlerin “şarlatan” olduğuna ve işçi sınıfının devrim yapmak için bir umudu olmayan “kapital için bir sınıf” olduğuna karar verdi.

(6) Bu 38 yıl önce yazılmıştı ve o günden beri işçi sınıfının son 30 yıldaki yeniden yapılanması İtalyan yoldaşlarımızın “bölgesel” guruplar dedikleri yerelde örgütlenme denemelerine yol açtı. CWO’nun kendisi Irak Savaşı sırasında “Sınıf Savaşından Başka Savaş Yok” gibi temeler çerçevesinde her yerde mücadele eden guruplarla denemelerde bulundu. Bunun (ICC’nin 1978’de belirttiği gibi) “sınıfı organize etmek” için değil devrimcileri örgütleme ve sınıf içindeki etkilerini artırmak için bir deneme olduğundan bahsetmeliyiz. Devrimci politik örgüt ya da parti bu belgenin vurgulamak istediği gibi sadece boşlukta propaganda yapan ideolojik bir yapı olamaz.